Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

23 Ekim 2016 Pazar

Bir Dünya İstiyorum

Özlem Ekici

 Yaşanacak Dünya istiyorum...

 Nasıl bir dünya istiyorum biliyor musun? Herkesin herkese saygı duyduğu, savaşların olmadığı, herkesin birbirine sevgi duyduğu bir dünya istiyorum…

 İncir çekirdeğini dahi doldurmayacak kadar küçük sebeplerden cinayet değil de bir kitabı tartışsınlar istiyorum…

 En büyük tartışmamız, kavgamız renklerin uyumu, yazarın kelimeleri kullanımı olsun istiyorum…

 Ben burada basit şeyleri bile dert ederken, o kıyafetim bu kıyafetine uymuyor hangisini seçsem diye düşünürken dünyanın başka bir yerinde yaşam mı ölüm mü diye tercih yapılmasın istiyorum…

 Yemeğin baharatını sorun yaparken bir lokma ekmek bulmak için yüzlerce insan birbirini çiğnemesin, her saat onlarca insan açlıktan ölmesin istiyorum…

 Birbirimize sevgi duyup herkesin paylaşmacı, mutlu olmasını istiyorum…

 Bebekler ölmesin, o küçücük bedenleriyle etrafa neşe saçsın istiyorum…

 Şehitler bir kor gibi halkın yüreğine düşmesin, analar ağlamasın istiyorum…

 Dünya ülkeleri olarak bilimi, teknolojiyi birlikte geliştirelim, hastalıklar olmasın istiyorum…

 Hırsızlıklar olmasın, hayatın her anında paylaşmacı olalım istiyorum…

 İlkbahar gelince ülkece uçurtma şenlikleri yapalım, uçurtmalarımız dallara takılınca gökyüzüne küselim sonra da kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda böyle bir özgürlüğe küsülür mü deyip kendimize gülelim…

 Benim uçurtmam seninkinden daha yüksek derken bir kuş uçurtmamızı delsin sonra tüm gururumuz bir anda kendini kahkahalara bıraksın…

 Kış gelsin en büyük kardan adamı yapmak için uğraşalım, kartopu oynayalım, kayalım sonra düşünce birbirimize gülelim…

 Sonbahar gelince dökülen yaprakların fotoğraflarını çekelim, yaprak yığınlarını toplayalım sonra üzerine atlayalım çocuk gibi eğlenelim…

 Yaz gelince plajlar kumdan kalelerle her yer neşeyle dolsun, güneşin doğuşunu, batışını izleyelim…

 Sokaktaki kaldırım taşlarının her birini boyayalım, duvarlara resimler çizelim, çiçeklerle dolduralım, çimlerin üzerinde piknik yapalım, hayvanları koruyalım…

 Biz dünyayı renklendirelim…

 Birlikte yapabileceğimiz çok şey var…

 Birlikteliğimizin tadını çıkartalım, kuvvetini, neşesini kullanalım…

 Genç yaşlı demeden bunu hep birlikte yapalım…

 Hep birlikte eğlenelim…

 Yaş önemli değil sadece genç hissetmek önemli…

 Dünya olarak yapalım bunu, sevgiyle, birlikle, dayanışmayla… Çok uzak geliyor değil mi bunlar? Aslında düşününce engel olan hiçbir sebep de yok, olamaz da…


 Bir insan bir insanın hayatına son veriyorsa, bunu hiçbir sebep açıklayamaz… 

 Siz umudunuzu kaybetmeyin, bir gün olacak inanıyorum… Siz de inanın olur mu? Mutlu kalın…




Artık Facebook üzerinden de takip edebilirsiniz: buyrun buradan



22 Ekim 2016 Cumartesi

Bir Fotoğrafa

Özlem Ekici

Karşımdasın işte... 
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni. 
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. 
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim. 
Tıkandığım o an, 
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte, 
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim. 
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım. 
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım. 
Bir senfoni vardi kulağımda çalınan, 
bitti artık hepsi... 

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme. 
Bakış açım belli oldu yine. 
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin. 
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim. 
Dağlara çarptım her esişimde. 
Yollara küfrettim her gidişinde. 

Demiştim sana hatırlarsan: 
"Önemli olan 'zamana bırakmak' değil, 
'zamanla bırakmamak'tır.."
Şimdi bana, geçen o zamanın 
Unutulmaz sancısı kalır

Gittigim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? 
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...



                                    
                                                               Nâzım Hikmet Ran







21 Ekim 2016 Cuma

SUCU

Özlem Ekici
  Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova, içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece bir buçuk kova su götürebilmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.

  İki yılın sonrasında bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş: “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.”
“Neden?” diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?”

  Kova cevap vermiş: “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı, sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.”
 Sucu şöyle demiş: “Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.”

  Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova, patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.

 Sucu kovaya sormuş:

  “Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde o güzellikleri yaşayamayacaktı.”






16 Ekim 2016 Pazar

Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun

Özlem Ekici

Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen 
Herkesin perde perde çekildiği bir akşam 
Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun 
Ağzında eriklerin aceleci tadı 
Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası 
Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.

Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor 
Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı 
Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen 
Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun. 
Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı 
Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa 
Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr 
Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun. 

Sakarya Caddesi'nde sarhoşlar 
Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin 
Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar. 
Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum 
Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun. 
Örseler acıyla düştüğü yeri 
Susarak büyüyen adamların sevgisi. 
Ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek 
Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik 
Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun. 
İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk 
Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını. 
Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun 
Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam 
Yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun. 

Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla 
Bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.


                                                      Şükrü Erbaş





15 Ekim 2016 Cumartesi

Ne Yazık Ki!

Özlem Ekici

   Yalnız başlarız bu hayata. Belki böyle gözükmez ancak her daim öyledir. 

   Her başladığımız işte yalnızızdır. Arkadaş, dost, bizi anlayan birilerini isteriz çevremizde. Bu kişileri bulabilsek bile her zaman gidebileceklerini düşünmemizden ötürü, daha kalıcı olanını hayal etmeye başlarız. Onu bir karaktere yerleştiririz ve bıkmadan usanmadan değiştiririz. Yeni birilerini görürüz ekleriz, bizi üzün birilerini görürüz eksiltiriz. Ne de olsa hayal ürünümüzden başka bir şey değil. Ne yazık ki, o hayal ettiklerimiz hiç bir zaman yanımızda olmayacak.

  Gülmekten karnınızın ağrımasını dilediğiniz anlar gelir, bazen ise yanağınız kırıştığı anda kollarına almasını istediğiniz anlar gelir. 

Ne yazık ki bunlar da olacak!

   Duvarlarımızı, yürüdüğümüz yollarda şeritler misali çizdiğimiz hayalimiz; ne derseniz deyin “hayat arkadaşınız” olacaktır.

  Bir şekilde tanışmış olacaksınız. Otobüste, üniversitede, taksiden indiğiniz çarpışarak, denizde boğulduğunuza gülecek belki de, en iyisiyle gülüşüne vurulup tanışmak için can atacaksınız, günlerce rüyalarınızda yer alacak, belki de bir gün gelip yalnız oturduğunuz masadaki sandalyeyi paylaşmayı isteyecek.

Her ne olursa olsun ne yazık ki bu da olacak!

  Günleri saymaya, günlerin getirilerini haftalardan aylara dönüştüreceksiniz, içiniz içinize sığmayacak parkta oynayan çocuklar gibi kirlenmekten korkmayacaksınız. Planlarınız birbirine dolanarak oluşturacaksınız, sabahların sizin olmasını, gecelerin onun yanındayken olmasını isteyeceksiniz.

Merak etmeyin, bunların hepsi ne yazık ki olacak!

  Alışmış olacaksınız, oturduğu sandalyeye ayağınızı koyabileceksiniz, marketten su alırken iki tane alacaksınız artık, çakmak taşımaktan yorulduğunuzdan ötürü yeni çakmak almaya aldırış etmeyeceksiniz, sırtınız ağrıdığı zaman “sırtım ağrıyor” diyebileceksiniz, şarkı söylemesinden rahatsız olduğunuz an susturabileceksiniz.

Er geç bunlar da olacak!

  Zamanın ne kadar ilerlediğini fark edemediğiniz için, seslerinizi rüzgar gibi yükseltebileceksiniz. Kahvaltıya gelmesini bekleyeceksin ancak uyuyakalmış olacak, bir gün kahvenizi paylaşmaya başlayacaksınız, arabada ki müzik seçiminden sorumluluğunuz üstünüzden kalkacak.. 

Bir gün olacak!

  Yataklarda yan yana yatışlarınızı özleyeceksiniz, geceleri bekleyeceksiniz “iyi geceler” mesajını ancak gelmeyecek, sabahları uyandırmalar son bulacak, öpmek için can atmayı bırakacaksınız, saatlerce telefon konuşmaları gibi.

Süre önemsiz bile olsa, ne yazık ki bu da olacak!

  Felaketi ise; kavgalar. Her zaman kavga olacak. Her ilişkide, her arkadaşlıkta, her düşmanlıkta, aile içinde, araba kullanırken, yanlış kahve getirilmesinde, ters yöne giren bisiklet sürün kişiye karşı, internete bile, uykunuzu kaçıran güneşe.

Ne yazık ki olacak!

   Bunlar olurken, her biri; öpmeler, sevmeler, sabahlar-geceler, kahvaltılar, mum ışığında bakışmalar, ilk tanışıldıktan sonra ki mesaj beklemeler, ertesi gün ne giymeliyim heyecanı, artık yemesen bile yeter sınırları, bağırarak müzik söylemeler, sinema günleri beklemeceler. Her ne olursa olsun en önemlisi; kavga. 

  Bağıracaksınız birbirinize, belki de hiç çıkmaması gereken cümleler kurulacak, sert ifadeler kullanılacak, olmaması gereken yerde kavgaya tutuşacaksınız, belki de bir yanlış anlaşılma söz konusu olacak ya da bir kıskançlık, beklenmedik bir şekilde naz yapma isteği sonucunda olacak. Hassas bir gününüze denk bile gelmiş olabilir. 

   İlişkilerde ne yazık ki bir taraf her daim “hava yastığı” diye nitelendirilen duruma gelmesi gerekiyor. Haklı haksız bunun önemini hiç görmeden, gerçekçilik gözlüklerini çıkartıp, kavgayı sakinleştirmesi gerektiğinin farkına varmalı. Yoksa tüm zamanlar, tüm biriktirilen anlar, uğrunda beklenilen soğuklar, her biri ne yazık ki yitip gidecek. ! 
  
  Karşınızdakine bir kez durup bakın, her ne söylüyorsa söylesin, durun ve sadece “bir saniye” olarak bakın ve kim olduğuna iyice bir bakın. O an zaten eminim farkına varacaksınızdır, ne yapmanız gerektiğinin.

  Eğer kaybetmeyi göze alabiliyorsanız, hiç düğmenize basmayın ve pişmanlığınızı üstünüze giyiverin. 

  Çünkü; her ne olursa olsun; ne kadar severseniz sevin, yıllardır beraber olun, paradan yana sıkıntınız olmasın, ne istediyseniz yapmış bile olsa, size hediyeler almış, yemeklerle karnınızı doğurmuş bile olsa, gün geliyor ve ne yazık ki oluyor.

   Yalnız geldik ve yalnız gideceğiz aslında. Sadece yolculuğumuz da nasılsa aynı yere giderken, yan yana gitmeyi planlıyoruz. Bunu yaparken şaşırmayın.

Ne yazık ki bunların hepsi olacak!

İç karartıcı bir yazı oldu, teşekkürler. 






11 Ekim 2016 Salı

Wattpad Nedir?

Özlem Ekici


    Wattpad, son zamanlarda gittikçe popülerliğini arttırmaya devam eden dünyaca ünlü olmasına karşın yeni yeni ülkemizde de ünlenmeye başlayan hikaye paylaşma ve keşfetme platformudur. 

   Kısacası ben hikayeler, romanlar yazıyorum ve okunsun istiyorum derseniz rahatça üye olup paylaşımda bulunabileceğiniz bir ortamdır. Altı yıldır üye olmama rağmen yaklaşık bir yıldır yazarak devam ediyorum. Uzun süredir iki kelime karalamışlığım olmasa da girmeye değer bir ortam olduğunu söyleyebilirim.

   Üstelik son dönemde yayınevleri tarafından büyük bir ilgiyle takip edilen bir platform olduğunu da göz önünde bulundurursak genç yazarlar için bulunmaz bir keşfedilme platformu olduğu apaçık ortadadır. 

   Yazmak ve keşfedilmek istiyorum dediniz ve yazmaya başladınız. Sanmayın ki çok kolay bir şekilde keşfedileceğim. Her işte olduğu gibi bu işte de sabır en ön planda. Sabretmeli ve düzenli yazmalısınız. Ayrıca birçok destek hesabı barındırdığı gibi yıl içinde düzenlenen yarışmalara katılıp okuyucu kitlenizi arttırabilirsiniz.

Nasıl Üye Olurum?

  Bu iş için sadece bir e-mail adresine ihtiyacınız var. Wattpad.com üzerinden rahatça üye olabilirsiniz. E-mail adresinize gelen maili onayladıktan sonra dilediğiniz gibi hikaye yazabilir, yazdığınız hikayeyi paylaşabilir, paylaşılan hikayeleri okuyabilir ve yorum yazabilirsiniz. 

  Üstelik uygulamayı google play store ve app store üzerinden edinebilirsiniz. Kütüphanenize eklediğiniz takdirde çevrimdışı olarak da okuyabilirsiniz. 

Benim profilime ulaşmak isterseniz şuradan tık

Merak ettiğiniz ve yardım lazım bana dediğiniz her an bana ulaşabileceğinizi de hatırlattıktan sonra hadi bana eyvallah. 







10 Ekim 2016 Pazartesi

SOBE

Özlem Ekici

   Böyle öğrendik. İlk başta çizgi çizdik, daha sonra vurduk topa. Sonra bir baktık, geri geliyor top. Yanlışlık vardır diye düşündük ama yoktu. Her zaman bir engel koymuştuk aslında biz önümüze. Gözlerimizle hayal etmiştik, ellerimizle bu engelimizi oluşturmuştuk.
  
  Çok geç kalmadık aslında. Hayat ne halde olursa olsun, her zaman engellerimiz olacak. Nerede ve nasıl geldiğine önem vermeliyiz. Yoksa her seferinde çarptığı gibi gelir suratımıza çarpar, her zaman korkarız.

  Hayatımızı korkmadan geçirmek için, engelleri çizmek yerine, onların arkasını boşaltmaya çabalamalıyız. Ne kadar sert vurursak vuralım, mesafemiz ne kadar olursa olsun, her seferinde galip gelen biz olmalıyız.

  Sokaklarda yaşadık, küçüklüğümüzün en büyük zamanlarını o çimlerin üstünde ya da toprakların tozlarının içinde geçirdik.

  Çok sevimliydi, ayriyetten de çok mutluyduk. Sorun kendinize, o küçüklüğünüzde oynadığınız oyunların mutluluğu kaldı mı? 

  Cevabı için çok uğraşmayın, emin olun; kalmadı olacak. Tüm saflığımızı ve iyi niyetimizi o köşe başlarında, kaldırım üstlerinde bıraktık. 

  Hayat bize ne öğretmeye kalktıysa, her seferinde zorlanacağımıza o kadar inandırdık ki kendimizi, olmadan üzüldük, olduğunda perişan olduk. Anladığımızda ise çoktan geç kalmıştık; her zaman ki gibi. 

  Şartlandık, belki de programlandık. Büyüdük bu sırada. Farkında olmadan geçti gitti zaman. Dönüp baktığımızda, saklambaç oynadığımız günleri hatırlarız.

  O ağaca başımızı gömüp, kimseye fark ettirmeden insanlara bakarak saymayı hatırladık. Sevdiğimiz arkadaşlarımızı sobelemedik, sevmediklerimize hep kazık attık. 

 Ne oldu bilin bakalım?

  Dönüp dolaştı ve aynılarını bize yaşattılar. Hep arkamızı kollamak zorunda kaldık, “önüm arkam sağım solum” sobe demeden işe başlayamadık. 

  Büyüdük. Çabuk büyüdük. İnan olsun ki, büyümemeliydik.



Artık Facebook üzerinden de takip edebilirsiniz: buyrun buradan




8 Ekim 2016 Cumartesi

Blog Yazarlarının Sözlüğü: Blog Sözlük

Özlem Ekici


Bloggerım veya blog okuyucusuyum diyorsanız yazının tamamını okumalısınız. 

   Son dönemde gittikçe artan blog yazarlığı ve blog okuyucuları için bilirsiniz ki Bumerang dışında blogseverleri bir araya getiren bir ortam yoktu. Ta ki Blog Sözlük açılana dek. 

   Birçok blogger ve blog okuyucusu ile iletişime geçmek için de tartışılmaz en iyi ortamlardan biri olduğunu söyleyebilirim. 

Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Copyright © 2017