Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

19 Mart 2017 Pazar

SAHRA - 1

Özlem Ekici
  Mavi bir masa örtüsü, üzerinde siyah mürekkep lekeleri yer yer eskimiş ve ağarmıştı. Gökyüzü o gün daha bir karanlıktı ona göre. Havanın aydınlanmasını hiç olmadığı kadar çok istemeyerek yatağında bekliyordu. Ah, yine bekliyordu. Etrafta bir çöl sessizliği vardı, tıpkı o günkü gibi. Kulaklarında pencereden içeri giren serin bir hava uğulduyor, her şey ona anlamsız ve gereksiz geliyordu.

  Yavuz o gün daha bir hüzünlüydü. Bir yıl olmuştu. Tamı tamına bir yıl altı saat. Gitmişti giden ve bekleyen hala aynı yerinde mesaisine kaldığı yerden devam ediyordu. Kara ve bir o kadar buğulu gözlerini hala aklından çıkaramamışken bir anda doğruldu yatağından, masanın üzerindeki solmuş çiçeklere göz attı. Yataktan aşağıya düşmüş mektuplar arasından birini avucuna alıp burnuna götürdü. Artık kokmuyordu. Yatağın kenarındaki eldivene uzandı parmakları ve nedense tutmadan elini geri çekti.


  Yaşlar gözlerine doluyordu ve o sadece bekliyordu. Ah, beklemek. Gidene de kalana da ölüm kadar acı veriyordu. Gelmeyeceğini bile bile beklemek ise ölümden daha acılıydı. Avucundaki mektubu bırakıp bir başka mektuba uzandı. Gözlerini sol eliyle sildikten sonra mektuba odaklandı.

“Sevgili,
Gitmek zorunda olmaktan ne kadar hoşnutsuz olsam da senin burada mutlu olduğunu bilmek beni rahatlatıyor. Belki bana kızgınsın ama elbet geçecektir. Sen bana kıyamazsın, kıyamadın da. Gideceğim dediğimde bakışlarındaki kızgınlık yerini hüzne teslim ederken de kıyamamıştın bana.
Belki bana kırgınsın ve bu geçmeyecektir. Bil ki seni orada bırakmak beni mutlu etmiyor. Kırıldıysan defterin yaprağını yırt demiştim sana, çok mu yırttın defteri? Buna emin olamıyorum ama günlerdir defterimizin anılarımız yerine hüzünlerimizle dolduğunu düşünüyorum. Bu doğru değil, değil mi sevgilim?
Benim nasıl olduğumu merak etme, düşündüğün gibiyim. Bir parçam kırık ve hüzünlü, bir parçam mutlu ve mesut. Cahit beni mutlu etmek için çabalıyor. Bana kızma bu ismi yazdım diye, o da sen gibi mutluluğumu istiyor. Sen nasılsın, Merve nasıl? Yalnız değilsin değil mi?
Soruyorum ama bilmek de istemiyorum. Cevaplarından korkuyorum, sevgilim. Kendine iyi bak derken öyle hüzünlüydü ki gözlerin anlamıştım sen kendine iyi bakamazdın. Ben varken bile bakmıyorken ben yokken nasıl bakacaktın ki? Sevgilim, gittiğim için seni bıraktım sanma olur mu? Bilirsin ben öyle duygu dolu, süslü mektuplar yazamam sana ama gözlerimi hatırla her mektup sonunda. Bir şiirin can bulmuş hali derdin ya onlara, o şiiri tek okuyan sendin sevgilim. En güzel şiiri hep senden dinledim. Şimdi sadece yaşa ve unut. Beklemek acıdır, bunu tatma daha fazla.
Elveda sevgili…

Sahra
18 Mart 1985 – Amsterdam “


  Mektup bittiğinde gözlerini sımsıkı kapatıp başını geriye atmıştı. Ağlamıyordu ama acıdan içi yanıyordu. Beklemek ne acıydı ve sevgilisi bunu biliyordu. Mektubu diğerlerinin arasına bırakıp masaya yöneldi. Masadaki mürekkep lekelerine aldırmadan kağıtlardan temiz olanını çıkardı ve hoyratça karalamaya başladı. Siyah mürekkep kağıttan masaya akıyordu ve Yavuz daha fazla karalamaya başlamıştı. Acıyla inledi ve masanın üzerindekileri eliyle savurdu. Etrafa dağılan kağıt tomarları arasından Sahra’nın resmi ayak ucuna süzülüp düştü. Gözleri resimle buluştu. Acıyla inleyen Yavuz suskunlaştı ve titreyen parmakları resmi kenarından tutup kaldırdı. Yavuz gözlerine baktı Sahra’nın ama bir gariplik vardı. Sahra’nın resmi ağlıyordu. Gözleri buğuluydu ve fotoğrafta göz yaşları vardı. Yavuz elindeki resme daha çok yaklaştı ve gözlerdeki buğunun önceden de olup olmadığını hatırlamaya çalıştı. Birden Sahra’nın gözlerinden bir gözyaşı döküldü kağıda, Yavuz korkuyla resmi elinden attı. İnanamıyordu, açlıktan hayal gördüğünü sandı. Sonra tekrar resmi aldı. Gözyaşlarına dokundu ve dokunduğu parmağını diliyle tattı. Tuzluydu ve evet gözyaşı gibiydi. Sonra tekrar resme eğildi. Sahra’nın gözleri hala buğuluydu. Tekrar bir gözyaşı daha aktı. Yavuz deliriyorum diye düşündü ama yanılıyordu.

  Yavuz elindeki resmi masaya bırakıp yatağına oturdu. Kafasını toplamak istercesine elini alnına dayayıp gözlerini kapattı. Bir süre daha oturduktan sonra tekrar resme baktı. Kendini toparladı ve masaya doğru temkinli adımlarla yürüdü.


  Usulca masaya oturdu ve resmi eline aldı. Bu sefer resim ağlamıyordu, Sahra şaşkındı. Bir resim şaşırır mıydı? Yavuz eline aldı resmi ve Sahra’nın yanağına dokundu. Yanağına dokunduğu vakit Sahra geriye kaydı resimde. Yavuz bu hareketlenme karşısında şaşkınlıkla resmi masaya bıraktı ve geriye doğru adım attı.
“Yok, hayal bunlar. Uykusuzluk ve açlık başıma vurdu. Rüyada mıyım ben?”
  Afallayan Yavuz yatağa kadar geri geri yürüdü ve yatağa geldiğini anlayınca durdu. Daha fazla gitmedi geri ve gözlerini masanın üstündeki resimden almadı. Sahra kızgın bir şekilde adama doğru bakıyordu. Yavuz çekinerek de olsa masaya doğru geldi ve sandalyesini kenara çekip oturdu. Hala resme biraz uzaktı. Resimden bir saniye gözlerini ayırmadan kenarından tutup kendine doğru çevirdi. Başka bir yüz ifadesine dönmesini şaşkınlıkla izledi. Bu sadece bir resim değil miydi? Resim nasıl ağlardı? Bir resim kızar mıydı ona dokununca? Bilemedi, şaşkınlıkla oturmaya devam etti.

BÖLÜM 1 SONU

Özlem Ekici / LEVLA LAVİN

Blogger, Grafik Tasarımcı, Öğrenci

4 yorum:

  1. Çok heyecan vericiydi. Sahra'nın resmindeki ifade değişiklikleri Yavuz'un daha önceleri Sahra'yı üzdüğünden diye düşündüm. Yavuz bence pişman ve kendisine acı çektirmek istiyor. Halüsinasyon diye düşündüm. Ama tümden değil. Zira gerçek bir resim var ortada. Merakla bekleyeceğim. Kalemine sağlık. Sevgiler Özlem.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Spoi vermek gibi olmasın ama bazı düşüncelerinde haklısın Ece abla. Bazılarında ise diğer bölümü beklemen gerekecek :)) Sevgilerimle :)

      Sil
  2. Yavuz'un şaşkınlığının sonrasını merak ettim.Bir sonraki bölümü merakla bekliyorum.Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil

Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi