Ne Yazık Ki!


   Yalnız başlarız bu hayata. Belki böyle gözükmez ancak her daim öyledir. 

   Her başladığımız işte yalnızızdır. Arkadaş, dost, bizi anlayan birilerini isteriz çevremizde. Bu kişileri bulabilsek bile her zaman gidebileceklerini düşünmemizden ötürü, daha kalıcı olanını hayal etmeye başlarız. Onu bir karaktere yerleştiririz ve bıkmadan usanmadan değiştiririz. Yeni birilerini görürüz ekleriz, bizi üzün birilerini görürüz eksiltiriz. Ne de olsa hayal ürünümüzden başka bir şey değil. Ne yazık ki, o hayal ettiklerimiz hiç bir zaman yanımızda olmayacak.

  Gülmekten karnınızın ağrımasını dilediğiniz anlar gelir, bazen ise yanağınız kırıştığı anda kollarına almasını istediğiniz anlar gelir. 

Ne yazık ki bunlar da olacak!

   Duvarlarımızı, yürüdüğümüz yollarda şeritler misali çizdiğimiz hayalimiz; ne derseniz deyin “hayat arkadaşınız” olacaktır.

  Bir şekilde tanışmış olacaksınız. Otobüste, üniversitede, taksiden indiğiniz çarpışarak, denizde boğulduğunuza gülecek belki de, en iyisiyle gülüşüne vurulup tanışmak için can atacaksınız, günlerce rüyalarınızda yer alacak, belki de bir gün gelip yalnız oturduğunuz masadaki sandalyeyi paylaşmayı isteyecek.

Her ne olursa olsun ne yazık ki bu da olacak!

  Günleri saymaya, günlerin getirilerini haftalardan aylara dönüştüreceksiniz, içiniz içinize sığmayacak parkta oynayan çocuklar gibi kirlenmekten korkmayacaksınız. Planlarınız birbirine dolanarak oluşturacaksınız, sabahların sizin olmasını, gecelerin onun yanındayken olmasını isteyeceksiniz.

Merak etmeyin, bunların hepsi ne yazık ki olacak!

  Alışmış olacaksınız, oturduğu sandalyeye ayağınızı koyabileceksiniz, marketten su alırken iki tane alacaksınız artık, çakmak taşımaktan yorulduğunuzdan ötürü yeni çakmak almaya aldırış etmeyeceksiniz, sırtınız ağrıdığı zaman “sırtım ağrıyor” diyebileceksiniz, şarkı söylemesinden rahatsız olduğunuz an susturabileceksiniz.

Er geç bunlar da olacak!

  Zamanın ne kadar ilerlediğini fark edemediğiniz için, seslerinizi rüzgar gibi yükseltebileceksiniz. Kahvaltıya gelmesini bekleyeceksin ancak uyuyakalmış olacak, bir gün kahvenizi paylaşmaya başlayacaksınız, arabada ki müzik seçiminden sorumluluğunuz üstünüzden kalkacak.. 

Bir gün olacak!

  Yataklarda yan yana yatışlarınızı özleyeceksiniz, geceleri bekleyeceksiniz “iyi geceler” mesajını ancak gelmeyecek, sabahları uyandırmalar son bulacak, öpmek için can atmayı bırakacaksınız, saatlerce telefon konuşmaları gibi.

Süre önemsiz bile olsa, ne yazık ki bu da olacak!

  Felaketi ise; kavgalar. Her zaman kavga olacak. Her ilişkide, her arkadaşlıkta, her düşmanlıkta, aile içinde, araba kullanırken, yanlış kahve getirilmesinde, ters yöne giren bisiklet sürün kişiye karşı, internete bile, uykunuzu kaçıran güneşe.

Ne yazık ki olacak!

   Bunlar olurken, her biri; öpmeler, sevmeler, sabahlar-geceler, kahvaltılar, mum ışığında bakışmalar, ilk tanışıldıktan sonra ki mesaj beklemeler, ertesi gün ne giymeliyim heyecanı, artık yemesen bile yeter sınırları, bağırarak müzik söylemeler, sinema günleri beklemeceler. Her ne olursa olsun en önemlisi; kavga. 

  Bağıracaksınız birbirinize, belki de hiç çıkmaması gereken cümleler kurulacak, sert ifadeler kullanılacak, olmaması gereken yerde kavgaya tutuşacaksınız, belki de bir yanlış anlaşılma söz konusu olacak ya da bir kıskançlık, beklenmedik bir şekilde naz yapma isteği sonucunda olacak. Hassas bir gününüze denk bile gelmiş olabilir. 

   İlişkilerde ne yazık ki bir taraf her daim “hava yastığı” diye nitelendirilen duruma gelmesi gerekiyor. Haklı haksız bunun önemini hiç görmeden, gerçekçilik gözlüklerini çıkartıp, kavgayı sakinleştirmesi gerektiğinin farkına varmalı. Yoksa tüm zamanlar, tüm biriktirilen anlar, uğrunda beklenilen soğuklar, her biri ne yazık ki yitip gidecek. ! 
  
  Karşınızdakine bir kez durup bakın, her ne söylüyorsa söylesin, durun ve sadece “bir saniye” olarak bakın ve kim olduğuna iyice bir bakın. O an zaten eminim farkına varacaksınızdır, ne yapmanız gerektiğinin.

  Eğer kaybetmeyi göze alabiliyorsanız, hiç düğmenize basmayın ve pişmanlığınızı üstünüze giyiverin. 

  Çünkü; her ne olursa olsun; ne kadar severseniz sevin, yıllardır beraber olun, paradan yana sıkıntınız olmasın, ne istediyseniz yapmış bile olsa, size hediyeler almış, yemeklerle karnınızı doğurmuş bile olsa, gün geliyor ve ne yazık ki oluyor.

   Yalnız geldik ve yalnız gideceğiz aslında. Sadece yolculuğumuz da nasılsa aynı yere giderken, yan yana gitmeyi planlıyoruz. Bunu yaparken şaşırmayın.

Ne yazık ki bunların hepsi olacak!

İç karartıcı bir yazı oldu, teşekkürler. 






Özlem Ekici

Blog yazarı

4 yorum:

  1. Nedendir bilinmez ama insanoğlu kendi olmayan şeyi istiyor. Mesela bende omzunda uyuyabilceğim bir dost bir aşk bekliyorum. Belki gerçekleşir belki gerçekleşmez. Başımız ise yalnızlık diyor. Sizin durumunuzu o sanırım...
    Siz bir şeyler yasamissiniz ama ben bunları yaşamak istemem bile gücüm kalmadı. Artık tahammulum kalmadığı için belki de insanlara yanasamiyorum. Her neyse içim döktüm size.
    Çok güzel bir yazı olmuş...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar olarak fazla aç gözlüyüz sanırım bu yüzden bu kadar çok istememiz. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilemem lakin hayatın ne getireceği hiç ama hiç belli olmuyor. Yaşadıklarımın öğrettiği en önemli şey belki de bu. Öyle bir anda önünüze bir şey koyuyor ki buna katlan diyor, bazen de bak sana ne verdim al mutlu ol diyor. Önemli olan umudunu kaybetmemek. Hayatın ne zaman, ne getireceği belli olmuyor. Ben teşekkür ederim.

      Sil
  2. Hepimiz yalnızız zaten. Sadece dışımız biraz kalabalık görünüyor. Yalnızlık deyince dilime bir cümle takılır. Yıllar önce okuduğum güze bir romandan (Peyami Safa, Yalnızız): "Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım."
    Başka nedir ki!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkesin bunu fark etmesini isterdim. Bu yazıyı da o yüzden yazdım. Sahte kalabalıklar içinde yaşıyoruz dünyayı. Oysa ki dünyaya geldiğimiz ilk andan beri yalnızız.

      Sil

Instagram