Leonardo da Vinci 14
Nisan 1452’de Floransa’nın Vinci kasabasında doğdu. Babası kasabanın noteri
Piero, annesi de noterin ev hizmetlerini gören köle Caterina idi. Leonardo
gayrı meşru bir çocuk olarak dünyaya gelmişti ve Piero hiçbir zaman Caterina’ya
nikah kıymadı. Babasız kalan Leonarda’ya annesi sahip çıkmış ve bakımını tek
başına üstlenmiş. Ancak annesi birkaç yıl sonra evlenmiş ve böylece Leonardo
büyük babasının yanına yerleşmiş. 1466 yılına kadar burada yaşayan Leonardo,
büyük babası ve büyük annesinin ölümünden sonra Floransa’ya geri döndü. Burada Verrocchio
ustanın yanına çırak girdi, resim ve deseni Verrocchio’nun atölyesinde öğrendi.
16 yıl kadar burada çalıştı.
Günümüzde bile gayrı
meşru çocukların tutucu çevrelerde kabul görmediğine tanık oluyoruz üstelik o
günün Katolik İtalya’sında bu durumda bir çocuğun ne denli dışlandığını
düşünmek zor olmasa gerek. Bu durum elbette Leonardo’nun annesine karşı bir başkaldırıyla
başlayıp tüm kadınlardan nefret etmesine kadar gitmişti. Bunu hayatının hiçbir
evresinde hiçbir kadına yaklaşmamasından çıkarabiliriz. Öte yandan tüm
insanların kendisini dışladığını ve uzaklaştığını düşünen Leonardo onlara
kendini kanıtlama çabasına girdi. Bu yüzden kanat takıp uçmaktan köprü yapmaya,
yeni bir topun projesini çizmekten köprü tasarımlarına kadar değişik birçok
dalda eser vermeye çalıştı. Bunların bazılarında başarıya ulaştıysa da
çoğunluğu hüsranla bitti. Kendini kanıtlama arzusu uğruna İtalyancayı bile soldan sağa yazmak yerine
özgün olmak için sağdan sola yazmayı adet edindi. Böylelikle kolayca
okunamayacak ve anlaşılamayacaktı.
Tabi tüm bunları
yaparken aynı zamanda kadavra üzerinde yaptığı çalışmalar sonucu insan anatomisinin
doğrularını resim sanatına kazandırmasını, geometrik perspektive katkısının
ötesinde aerial perspektivi bulmasıyla ünlü olan da Vinci’nin insan havsalasını
zorlayan sanatını yadsımak nankörlük olur.
Vinci’nin
resimleri her zaman, karakterinin önde gelen özelliği kabul edilen kendine
özgünlüğü ve üstün zekasının sanatsal oyunlarını içermiştir. Vinci,
çağdaşlarının onda gördükleri büyük ressamın ötesinde, sözde anlatılamaz bir
şiir içinde, biçimleri yıkayan buğulu alacakaranlık tekniğini bulmuş, Batı
resminin en ünlü birkaç ana örneğini yaratmıştır: 1481 tarihli yarım kalmış
Müneccim Kralların Tapınması (Uffizi Sarayı); Kayalıklar Meryemi (Louvre
Müzesi); Son Akşam Yemeği (Milona’daki Santa Maria delle Grazie Manastırı’nda
yaptığı duvar resmi); Meryem Ana, Çocuk İsa ve Azize Anna (Louvre Müzesi); La
Gioconda vd.
Gelelim şimdi onun Son Akşam Yemeği adlı devasa boyutlardaki eserine.
Gelelim şimdi onun Son Akşam Yemeği adlı devasa boyutlardaki eserine.
Leonardo da
Vinci’nin Son Akşam Yemeği tablosu dünyada bu zamana kadar bilinen tablolar
arasında en çok hayranlık toplayan, üzerinde en çok çalışılmış ve tekrar
resmedilmiş olanlardan biridir. Öncelikle tabi ki neden devasa dediğimizi
açıklayalım. Sayısız kez farklı boyutlarda resmedilmesine rağmen tablo
sandığımızdan da büyük hatta orijinal boyutu 4,6 m x 8,8m. Bildiğimiz üzere
tablonun İsa’nın yakalanıp çarmıha gerilmeden önce havarileriyle olan son akşam
yemeği tasvir edilmiştir. Ancak da Vinci özellikle, İsa’nın arkadaşlarından
birinin ona ihanet edeceğini bildiğini açıklamasından hemen sonraki tepkileri
yansıtmak istedi. Da Vinci yorumunda, bu resim, İsa’nın Hıristiyanlar için kutsal
sayılan ekmek ve bir kase şaraba uzandığı Eucharist denen ekmek ve şarap
ayininin doğuşundan hemen önceki anı resmeder.
Son Akşam Yemeği
dünyanın kolayca bulunabilen en ikonik tablolarından biri olmasına rağmen, asıl
yapıldığı yer İtalya’nın Milano şehrindeki bir manastırdır. Doğruyu söylemek
gerekirse tablonun taşınması bir hayli zordur. Da Vinci, bu dini çalışmayı 1495
yılında Santa Maria delle Grazie manastırının yemekhane duvarına yapmıştır.
Duvara
resmedilmesine rağmen fresk değildir. Fresk, kireç suyunda eritilmiş madeni
boyalarla, yeni sıvanmış olan ıslak bir duvar yüzeyine yapılan resimdir. Freskler
ıslak zemin üzerine boyanmaktaydı. Ancak da Vinci, çeşitli nedenlerden dolayı bu
geleneksel tekniği reddetti. Öncelikle, freskin sağladığından çok daha görkemli
bir parlaklık elde etmek istiyordu. Da Vinci’nin freskte gördüğü daha da önemli
bir diğer sorun ise sıva kurumadan sanatçının çalışmayı bitirmek zorunda
olduğudur. Bu yüzden da Vinci başyapıtında yepyeni bir teknik kullandı.
Saldırı Sonrası Santa Maria delle Grazie Manastırı
Da Vinci, her
ayrıntıyı mükemmel kılmak adına sahip olduğu tüm zamanı harcayarak taş üstüne
tempera boyası uygulayıp kendine has bir teknik icat etti. Da Vinci, resmi neme
karşı koruyup temperayı kabul edecek bir malzeme ile duvara astar boyası
uyguladı. Ancak da Vinci’nin taş üstüne yaptığı tempera deneyi başarısız oldu. Daha
16. yüzyılın başlarında boya dökülmeye ve çürümeye başlamış, 50 yıl içerisinde
ise Son Akşam Yemeği’nin eski ihtişamı bir harabeyi andırmıştı. İlk restorasyon
girişimleri de daha çok hatanın oluşmasına neden oldu. İkinci Dünya Savaşı
sırasında atılan bombalarla resim harap oldu. Nihayetinde 1980 yılında, 19
yıllık restorasyon çalışması başladı. Son Akşam Yemeği, tamamıyla restore
edilse de orijinal görünümünden artık çok çok uzaktı. Üstelik yapılan
onarımlardan Son Akşam Yemeği’nin bir kısmı olumsuz etkilendi. 1652 yılında
duvara resmi tutacak bir kapı eklendi. Bu inşa ile İsa’nın ayak kısmına denk
gelen resmin alt kısmı kayba uğradı.
Son Akşam Yemeği’ni
bu kadar çarpıcı kılan şey, izleyiciyi dramatik sahnenin içine davet eden bir
perspektifinden resmedilmiş oluşudur. Da Vinci bu illüzyonu yakalayabilmek için
önce duvara bir çivi çaktı, daha sonra resmin açılarını yaratmada ona yardımcı
olan işaretleri belirlemek için de çiviye ip bağladı. Bir çekiç ve bir çivi, da
Vinci’nin tek kaçışlı perspektifi çizmesine yardımcı oldu.
Son Akşam Yemeği,
İsa Mesih’in çarmıha gerilmeden önce 12 Havarisi ile yediği son akşam yemeğini
resmetmektedir. Eser, İsa’nın havarilerine birazdan içlerinden birinin ona
ihanet ettiğinin ortaya çıkacağını açıkladığı dramatik anı yansıtır. Bu şok
edici açıklamanın etkisi ile havariler sorgulama, inkar etme, suçlama ve
tartışma gibi farklı yönlerde tepkiler vermektedir. Tüm bu duygusal ve ruhsal
yüklü atmosfere rağmen İsa resmin tam ortasında huzur ve sükûnetini korur halde
durmaktadır. İsa’nın üçlü gruplanmış havarilere göre apayrı bir noktada izole
olmuş şekilde duruşu onu resimde ana karakter olarak vurgular.
Üçlü gruplanmış havarileri incelersek:
Sol baştaki üçlü –
Bartholomew, Alphaeus oğlu James ve Andrew – olay karşısında şaşırmış ve
sorgulayıcı tavırlar içindedirler.


İsa’nın hemen
solunda yer alan üçlü gruptan en dikkat çekici olanı İsa’ya ihanet etmiş olan
Judas’tır. Judas (Yehuda) sırrının açığa çıkmış olmasından dolayı korkmuş ve
geri çekilmiştir. Paniklemiş halde geri çekilirken sağ kolu ile hemen önündeki
tuzluğu devirmektedir. Yakındoğu’da sahibine ihanet etmek anlamına gelen
“betray the salt” deyimine de bu şekilde bir gönderme yapılmaktadır. Judas sağ
elinde bir kese tutmaktadır. Bu kese Judas’ın ihaneti karşılığı almış olduğu
gümüş paraları içermektedir. Yüzü karanlık içinde olan Judas’ın kafası aynı
zamanda havariler arasında da en düşük seviyededir. Judas’ın hemen ardında yer
alan Peter elinde bir bıçak tutmaktadır. Birazdan odaya girecek olan
askerlerden birinin kulağını bu bıçakla kesecektir.
Bu üçlünün İsa’ya
yakın duranı, en genç havari olan John (Yuhanna), kendinden geçmiş haldedir. Bu
figürün aslında John yerine Magdalalı Meryem figürünü gizlice betimlemek için
yerleştirildiği tartışma konusudur. Bu teoriye göre Magdalalı Meryem de son
akşam yemeğinde yer almaktadır. Hatta İsa ile gizlice evlenmiştir ve ondan bir
çocuk doğuracaktır. Bu sırrı resimde gizlice ifade etmek isteyen Leonardo’nun
da bu figürü kadınsı özelliklerini vurguladığı John karakteri ile resmettiği
öne sürülmektedir. Bu konu, Dan Brown’ın Da Vinci Şifresi isimli kitabı ile de
yeniden gündeme gelmiştir.
İsa’nın hemen
sağındaki üçlüden - Thomas, Büyük James ve Philip – Thomas üzgün, Büyük James donaklamış
dururken Philip ise bir açıklama bekler halde elini kaldırmış olarak
betimlenmiştir.
En sağdaki grupta –
Matthew, Jude Thaddeus ve Simon – Simon’a doğru dönen diğer iki havari
sorularına yanıt aramaktadır.
Masada İsa “Eucharist” denen ekmek ve şaraplı yemek ayinin açıklamak üzeredir. İsa “Beni anmak için bunu yapınız” diyerek bu ritüele işaret etmiştir. Ekmek İsa’nın bedenini, şarap ise kanını temsil etmektedir.
Resim Hristiyanlık kutsal üçlemesine birçok noktada gönderme yapmaktadır. Arka planda ve yanlardaki pencereler üçlü gruplar halinde yer alırken, havariler de üçlü üçlü gruplanmış, İsa ise duruşu itibari ile bir üçgen şekli çizmektedir.

Havarilerin her birinin görüntüsünün gerçek yaşam modellerine dayandığı söylenir. Sıra hain Judas’a bir yüz aramaya gelince, da Vinci en alçak görünümü bulmak için Milano hapishanelerini gezdi. Bu Judas’ın gerçek bir suçludan esinlenerek resmedilmiş olabilirliğini akıllara getiriyor.
Bu resme ait bir diğer teori de; İsa’nın sağında parmağını havaya kaldıran Thomas duruyor ve kimi söylentiye göre bu hareket, daha sonra İncil’deki İsa’nın ölümden sonra göğe yükselmesi hikayesine konu olan Thomas’ın parmağını resmin geri kalanından soyutlamak amacı taşır. Thomas, İsa’ya şüpheyle bakar ve bu yüzden ona inanmak için parmağıyla İsa’nın yaralarına dokunmak ister.
Judas’ın önüne dökülen tuzun ihaneti temsil ettiğini ya da ihanet etmek için seçilmiş olmasındaki kötü şansın bir işareti olarak görüldüğü söylenir. Aynı şekilde, sunulan balıkla ilgili de farklı yorumlamalar vardır. Resimdeki bir yılan balığı ise bu, öğretiye yani İsa’ya olan bağlılığı temsil eder. Ancak, balığın cinsi ringa ise, bu yiyecek dini inkâr eden bir inançsızı simgeliyor olabilir.
Son Akşam Yemeği bir dizi teoriye ilham vermiş ve popüler hikayelere de ilham kaynağı olmuştur. Tapınak Şövalyelerinin Gizli Tarihi adlı kitapta, Lynn Picknett ve Clive Prince, İsa’nın solundakinin John değil, Mary Magdalene olduğunu ve Son Akşam Yemeği’nin, Roma Katolik Kilisesince İsa’nın gerçek kimliğinin saklandığının önemli bir kanıtı olduğunu öne sürer.
Müzisyenler Son
Akşam Yemeği’nde saklanan asıl mesajın tabloya eşlik eden bir beste olduğunu
iddia etmişlerdir. 2007 yılında, İtalyan müzisyen Giovanni Maria Pala, da
Vinci’nin tablosunda belirgin kompozisyon içinde kodlanmış notalar olduğunu
ileri sürerek bu notaları kullanıp 40 saniyelik kasvetli bir şarkı ortaya
çıkardı.
Üç yıl sonra,
Vatikanlı araştırmacı Sabrina Sforza Galitzia tablonun matematiksel ve
astrolojik işaretlerini, da Vinci’nin dünyanın sonu ile ilgili bir mesaj
verdiğine yordu. Galitza, Son Akşam Yemeği’nin, dünyayı silip süpürecek sel
felaketin 21 Mart 4006’da başlayıp 1 Kasım 4006’da kıyametin kopmasıyla sona
ereceğini işaret ettiğini öne sürer.

Bu hikâyenin doğru
olmadığını nereden biliyoruz? Birincisi, da Vinci’nin ertelemeci huyundan
dolayı Son Akşam Yemeği resmini tamamlamasının yaklaşık üç yılını aldığına
inanılır. İkincisi, kendini fiziksel olarak gösteren ruhsal çöküş hikâyeleri
varlığını uzun süre sürdürmüştür. Bu süreçte birisi, benzer bir hikaye ile Son
Akşam Yemeği’ne ahlaki bir mesaj yüklerken bu mesaja tarihi bir tutarlılık da
ekleme çabasına girmiş olabilir.
Güzel sanatlar ve
popüler kültür, taklit ve parodilerle Son Akşam Yemeği’nin çok ekmeğini
yemiştir. Buna; 16. yüzyıl yağlı boya reprodüksiyonundan, Salvador Dali, Andy
Warhol, Susan Dorothea White ve eserinde çikolata şurubu kullanan Vik Muniz’e
kadar birçok örnek verilebilir.
Son Akşam Yemeği’nin
farklı sunumu Mel Brooks’un Dünya Tarihi, Bölüm 1 komedisinde, Paul Thomas
Anderson’un Gizli Kusur adlı kara filminde ve Luis Buñuel’in Vatikan tarafından
“dine küfür” olarak yorumlanan filmi Viridiana’da görülebilir. Da Vinci Şifresi
ve Futurama’da ise olay örgüsünü oluşturmaktadır.
Son Akşam Yemeği, İtalya’da görülmesi gerekenlerden biri olmasına rağmen, bulunduğu manastır büyük kalabalıklar için inşa edilmemişti. Resmin, yalnızca 20-25 kişilik gruplar halinde 15 dakika ziyaret edilmesine izin verilir. Son Akşam Yemeği’ni görmek için en az iki ay öncesinden bilet alınması ziyaretçilere önerilir. Ayrıca uygun kıyafetler giydiğinize emin olun; aksi takdirde manastırın kapısından geri çevrilme ihtimaliniz de var.
Ufacık Bir Not: Bizi Facebook üzerinden takip edebilirsiniz...
sizden öğreneceğim çok şey var sanırım ;)
YanıtlaSilBöyle bilgi dolu yazıların devamı gelecek :) Takipte kalın efendim :)
SilYazınızı iki gün önce yolculuk esnasında ilgiyle okudum. Son akşam yemeği tablosunun Da Vinci'nin en popüler tablolarından biri olduğunu biliyordum ama bu kadar detaylı okumamıştım. Ayrıca böylesine berbat bir çocukluğu olduğunu da bilmiyordum. Güzel ve bilgilendirici bir yazıydı teşekkür ederim.
YanıtlaSilSeni mimledim :)
YanıtlaSilTatlım şu sıralar yoğunluğumdan dolayı bloga bile bakamıyorum. Vaktim olunca mimi cevaplamaya çalışacağım ama söz vermeyeyim :) Beni mimlediğin için çok teşekkür ederim.
SilAncak bu tabloyu anlayabilmek ve ressamın yorumuna doğru bir şekilde yaklaşabilmek için öncelikle Vinci’nin yaşamını incelememiz gerekiyor.
YanıtlaSilbence bütün olayları an içindeki duruma göre degerlendirmeliyiz