KAFKA'NIN BEBEĞİ

   Hikayeye göre günün birinde Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş. Kafka, bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. 

  Sonra Kafka vakit yitirmeden eve koşup bir mektup yazmaya başlamış. Bebek tekdüzelikten, hep aynı insanlarla yaşamaktan bıkmış, artık dünyayı gezmek, yeni arkadaşlar edinmek için seyahate çıktığını yazmış. Bu mektubu buluştuklarında kendisine okumuş;
“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” diye de eklemiş mektubun sonuna.

   Bu birçok mektubun ilkiymiş. Kafka, küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.

  Derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka, son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “Yolculuğum beni çok değiştirdi.”

  Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulmuş. Kısaca şöyle yazmaktadır :

“Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.”

*******

   Kafka hakkında bu hikayeyi daha önce okudunuz mu bilmiyorum ama okuduysanız bile dahası var bu hikaye hakkında. Peki ya Kafka'nın son eserini bu küçük kızın yüzünü güldürmek için yazdığını söylesem. Oyuncak bebeğini kaybettiği için hıçkıra hıçkıra ağlayan bir küçük kızın yüzünü güldürmek, onu yeniden hayata bağlamak için bir eser yazar mıydınız? Franz Kafka yazmış, Gert Schneider’ın Kafka’nın Bebeği adlı romanında bunları daha ayrıntılı olarak bulabilirsiniz. :)

  Hayatının son yıllarını Berlin’de geçiren büyük yazar Franz Kafka hergün yaptığı gibi parkta yürüyüşüne çıkmış. Tabi onca işine gücüne, onu hızla tüketen hastalığına rağmen Kafka'nın bu mektup yazma işine girmesi garibime gitmedi de değil hani. Son günlerini birlikte geçirdiği sevgilisi Dora Diamant “Sadece küçük bir kızı kandırmak için değil, eserlerini yaratırkenki ciddiyetle, adeta yazınsal bir tutkuyla yazıyordu” diye anlatıyor bu durumu.

  Yani Kafka son büyük eserini, 1923’te, küçük bir kızın gözyaşlarını dindirmek için yazmış aslında. Dora Diamant’ın röportajlarında ve yazılarında anlattıklarına göre, aksatmadan her gün parka gidip kıza yeni mektuplar okuyor, bebeğin büyüyüp okula gitmesini, yeni insanlarla tanışmasını anlatıyormuş. Amacı küçük kızı, bebeğin hayatından tamamen çıkacağı âna hazırlamakmış. Sonuncu mektupta bebeği evlendirmiş, hatta ona gayet şenlikli bir düğün merasimi tasarlamış. Bir yazarın harikulade yalanı olsa gerek bu. :)

    Kafka'nın bu küçük kızla birkaç ay süren ve rivayet olabilir şüphesi hala bulunan hikayesi Gerd Scheneider tarafından "Kafka'nın Bebeği" adıyla romanlaştırıldı. Bu romanda Kafka'nın kayıp el yazmalarını, mektuplarını ve eserlerini gün ışığına çıkarmayı, hayatının gölgede kalmış noktalarını aydınlatmayı amaçlayan "Kafka Projesi" kapsamında yazıldı. Bilindiği üzere Kafka'nın eserlerinin çok azı elimizde. Eserlerinin bir kısmını kendisi yakmış, bir kısmı da ailesinden geri kalanların Nazi kamplarında öldürülmesinden dolayı ulaşılamamıştır. 

  Şimdilerde Kafka uzmanları ve okurları, yazarın son aylarını birlikte geçirdiği sevgilisi Dora Diamant tarafından aktarılan bu hikayenin somut kanıtlarını, yani bebeğin ağzından küçük kıza yazılan mektupları bulmanın peşinde… O zamana dek, Gert Schneider’ın kısmen belgeleri tarayarak, kısmen de hayal gücünü kullanarak yazdığı romanı okuyun derim. Edebiyatın kimi zaman hayat kurtaracak kadar güçlü olabildiğini görmek için okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

  Tabi araştırdığınızda göreceksiniz ki bu hikayeyi ilk yazan Gert Schneider değilmiş. Evet, bu hikayeye Paul Auster "Brooklyn Çılgınlıkları" adlı romanında da yer vermiştir. Paul Auster bu olaya: “Küçük kız, yazı sayesinde sayesinde bebeğini özlemekten, aramaktan vazgeçmişti. Kafka, bebeğin yerine başka bir şey vermişti ona. Bir hikâyesi vardı artık. İnsan bir hayal âleminde, bir hikâyenin içinde yaşayabilecek kadar şanslıysa eğer, gerçek dünyanın acıları sona erer. Hikâye devam ettiği sürece gerçek yoktur.” diyerek yer vermiştir.

  Bu olayı aslında Kafka açısından da değerlendirmek gerekiyor ki bu arkadaşlık ve mektuplar sayesinde tekrar yazma tutkusuna sarılmıştır. Ölümün pençesinde olan bir yazar için hayatına daha bir şevkle bağlanmasını sağladığı görüşündeyim. Yani bu mektup yazma hem küçük kız hem de Kafka için hayatlarına devam etmeyi sağlayan yararlı bir olaydır.

  Sonuç olarak bu hikaye gerçek de olsa, sadece iyi niyetli bir rivayetten ibaret de deseler, gerçekten güzel. Sonuçta bizde uyandırdığı duyguların gerçekliğini biliyoruz. Gönlümüz yele tutulmuş gelincik çiçekleri gibi titrek, zihnimizde gönül kazanmaya dair derviş hikayeleri de sökün ediyorsa hikayenin gerçek veya kurgu olması neyi değiştirir ki? 

Kitaptan bir alıntıyla son bulduruyorum yazımı. Bir dahaki yazıda görüşmek dileğiyle. Yorumlar kısmında düşüncelerinizi ve görüşlerinizi bekliyorum. :)

Yere düşen bir çocuk, ortamdakileri kahkaya boğmuşken Franz, alçak ama kararlı bir sesle “Ne kadar da ustalıkla düşüp ve ne kadar da ustalıkla ayağa kalktın sen öyle!” der. Sessizleşir herkes.


Ufacık Bir Not: Bizi Facebook üzerinden takip edebilirsiniz...


Özlem Ekici

Blog yazarı

20 yorum:

  1. Nasıl güzel bir hikayeymiş. Okumayı bitirdiğimde yüzümde bir tebessüm kalmıştı. Çok severim böyle hikayeler okumayı / dinlemeyi. Teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  2. Harika bir hikaye yaa.Çok teşekkürler böyle hikayeleri bizimle buluşturduğunuz ve yüzümüzü güldürdüğünüz için. ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim bu güzel yorumun için :) yüzünüzü biraz olsun güldürebildiysem ne mutlu bana :)

      Sil
  3. Duymamıştım bu hikayeyi. Pek etkileyiciymiş. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim. :)

      Sil
  4. Paylaşımınız için teşekkürler. :)
    Yazarların verimli toprakları sevdiklerinin gönülleridir belki. Ucu sevdiklerimize dokununca kalemimiz daha bir oynak oluyor kağıt üzerinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, bu güzel yorumunuz için :)

      Sil
  5. Çok etkileyici. Bilmediğim bir ayrıntıydı. Çok da beğendim.
    Çok teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  6. Okumuştum sanki daha önce :) Kafka kafası bir harika :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, düşünme tarzı bir başka. :)

      Sil
  7. Çook güzel bir yazı olmuş. Bloğunuzu yeni keşfettim. Takipe aldım bende beklerim:) 💕

    YanıtlaSil
  8. Bayılırım bu hikayeye, ancak kitabı okumadım. En kısa zamanda edinmek lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Edindiğiniz ve okuduğunuzda yorumunuzu bekliyorum öyleyse :)

      Sil
  9. bu hikayeyi ilk okuduğumda çok etkilenmiştim her defasında aynı heyecanla okuyorum. Bu arada blog keşif etkinliğinden buldum sizi bana da beklerim sevgiler :) http://efsaninguncesi.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz. Teşekkür ederim. Ben de hemen dönüş yapıyorum.

      Sil
  10. Çok beğenmiştim Özlem, çok duygulanmıştım. Çocuklar; bizim onlarla imtihan edilmemizin kolay olması gerekirken en zoru oldu bu devirde. Kafka bunda da başarılıymış. Çok güzel özetlemişsin. Kalemine sağlık. Sevgiler sana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın Ece abla. Bu devirdeki en büyük imtihanımız onlar oldu. Kafka ise öylesine başarılı bir imtihan vermiş ki ders almamız lazım ondan. Teşekkür ederim. :)

      Sil

Instagram