Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

1 Temmuz 2017 Cumartesi

KALEMDEN #34

Özlem Ekici
  Uzun bir zamanın ardından merhaba diyerek başlamak istiyorum kelimelerime, bundan sonra yaşayacağım her saniyeye de merhaba... Hayatın koşuşturması arasında uzun uzun kendimi dinleyecek,kelimelerle baş başa kalacak pek vakit bulamadım, bu yüzden de yazıya dökemediğim cümleler artık kafamda hareketli birer nesneye bile dönüşmüş olabilirler. Kendi kendime beynimde konuşuyor bile olabilirim. :) Size bir sır vereyim mi kendi kendine konuşana değil de kendi kendine konuşmayana deli denir zannımca çünkü o kişi yaptığı, söylediği hiçbir şeyi sonradan düşünmediği için doğruları ya da yanlışları arasındaki ayrımın çoğu zaman farkına varmayacaktır. Bu yüzden kendi kendinize konuşmak, saatlerde düşünmekten asla kaçınmayın...

      Kaybolan yıllarımın enkazları arasından gün yüzüne bakmaya çalıştığım günlerden birindeydim. Böyle günleri çok sık yaşamazdım çünkü hayatım bir amaçsızlıkla devam ediyordu. Yaşamak için yaşayan biri olmuştum çok zaman önce. Kaybettim ve kaybettiğim hiçbir şey için çaba göstermedim bu yüzden sadece ''hiç'' olarak sürdürüyorum yaşamımı. Bildiğim her şey çevremde ışık hızıyla değişiyor ve ben hiçbirine yetişemiyordum. Tanıdığım, hatıralarımın arasından gün yüzüne çıkmaya çalışan ne varsa hepsi birer yabancı halinde çevremde dolaşıyordu. Kaybolmuş şehrin anıları kalbimin tozlu raflarında gün ışığına muhtaç bir şekilde yaşıyordu. Artık bu şehre kimse uğramıyordu, mahallelerinde maç yapan çocuklar, kaldırımda oturan kadınlar, bağırarak sokak sokak dolaşan eskiciler, baloncular, simitçiler; hepsi sislerin ardından kayboluşa hükmetmişti. Tanımadığım bir terk edilmişlik sarmıştı çevreyi. Virane olmuş bir yaşanmışlık vardı etrafta, kış günlerine hakim olan sessizlik... Herkesin dilinde insanlık ölmüş cümleleri dolanırken hayata, kötülüklere umutsuzluklara inat yaşayan biriydim bir zamanlar. Sonra ne olduysa oldu işte; benden giden herkes hayatıma bir enkaz bırakarak gitti ve sonunda gördüğünüz bu enkaz yığını oluştu. Evet artık kırık dökük tuğlaların ardında gün ışığı görmeyi bekleyen bir enkaz yığınıyım. Böyle oldum belki de böyle oluşturuldum, hatırlamıyorum ama koskoca bir yaşanmışlığın izlerini taşıyorum her yanımda.


      Hayatı mevsimlere göre yaşıyorduk biz, sonbaharda şemsiyesiz, yazın güneş gözlüksüz dışarı çıkılmaz. Kışın kaban, yazın tişört giyilir. Kışın kartopu oynanır, yazın denize girilir. Her mevsimin bir rengi vardır; kışın beyazdır, ilkbahar yeşil, yaz sarıdır, sonbahar kahverengidir. Değişmeyen tek şey ise gökyüzünün mavisidir. gündüz ''açık mavi'' gece olunca ''gece mavisi''. Öyle uydurmuştuk ki kurallara, dışına çıkmaktan geçtik düşünmüyorduk bile. Koyduğumuz kuralların esareti altında yaşıyorduk sadece. Boşlukta kalan her bir kelimenin korkusu her an ensemizdeydi belki de...

      Umutları ve hayalleri de tükettik biz. 3+1 evde otururken en büyük umudumuz 4+1 eve çıkmak oldu. Hayallerimizi BMW'ler ve Mercedes'ler süsledi. Hayattaki yerimiz hesap cüzdanlarındaki miktarlardan oldu, dolar değerini kaybedince biz de değer kaybettik.

      Mevsimlerin değiştiğini sosyal medya hesaplarından öğrendik. Arkadaşlarımızla bir araya gelmedik demiyorum ama bir araya gelince adına ''moda'' dediğimiz şeyi konuştuk durduk. Hiç dışarı çıkmadık demiyorum, yer bildirimlerimiz sayesinde dışarı çıktığımızı zaten kanıtladık. Hiç çalışmadık demiyorum çalıştık tabi ki onun bunun notunu, mevkisini, maaşını kıskanarak bunların hepsini yaptık. Bayramlarda, düğünlerde bir araya gelmedik demiyorum, geldik ama kim hangi model telefonu kullanıyor, kim ne giyiyor, kim nerede yaşıyor diye araştırarak egolarımızı tatmin ettik. Mutlu olmadık demiyorum; mutlu olduk ama sahte mutlulukların ardında bıraktığı adına ''depresyon'' dediğimiz şeylere hapsolduk.

      İşin en garibi ise bu tanımlamalar kişiden kişiye, toplumdan topluma değişse bile sonuç aynı kapıya çıkıyordu ve biz bu kapıyı zorlamıyorduk bile. Minareyi çalan kılıfını hazırlar diye bir atasözümüz var ya; bizim de kılıfımız hazırdı. Bunun adına düzen deyip geçiyorduk işte. Yaptığımız her şeyin suçunu düzene atıyorduk. İnsanlara kötü davranıp, onlara zulmedersek bu bizim değil düzenin suçuydu. Bizim içimizde kötülük yoktu, bu düzenin suçuydu aslında...

      Hep başkalarını sorgulayarak yaşadık bugüne dek bu yüzden de suçluyu bulamadık hep. Suçlu vardı aslında, sadece biz görmedik. Ne olduğumuzu, ne gördüğümüzü, ne söylediğimizi ya da ne yapmadığımızı düşünmedik hiç. İşte bu yüzden suçluyu bulamadık; aslında suçlu en başından beri bizdik çünkü biz hiçbir şeyin farkında olmadan yaşıyoruz. İyi şeylerimizi görüp kötü şeylerimizi göz ardı ediyoruz. Bu ''düzen'' kurulunda biz, biz olamadık ki suçlunun ''ben'' olduğunu fark edelim...

     Bu yüzden artık tanıyamıyorum hiçbir şeyi, enkazların ardında yaşıyorum.
     Bir gün gerçekten yaşamaya başlayınca hayatı; umudun iplerine sıkıca tutunarak, evleri, arabaları hayal ederek değil de barışı, mutluluğu hayal ederek yaşayacağım...

     Goethe'nin bir sözüyle veda etmek istiyorum sizlere; ''Unutma; bugün geriye kalan hayatının ilk günü.'' Gününüz aydın, geleceğe dair umutlu olsun. Hoş kalın...

Özlem Ekici / LEVLA LAVİN

Blogger, Grafik Tasarımcı, Öğrenci

20 yorum:

  1. Nedir bu içimi yeyip kerimen kuru kalabalıkta asılı kalmış anlamsız cümleler gibiydi hayat hep dik yokuşlara dolu bir yaşam Ah bu zamansız gelip geçen belirsizlikler ....Sessiz kaldım ...Yüreğine sağlık Çok güzel bir iç döküş olmuş Sevgiler .....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin de yüreğinize sağlık, teşekkür ederim :) Kucak dolusu sevgilerle...

      Sil
  2. Umutsuzluk, hayal kırıklığı ve umut, aynı anda beliriveriyor yazınızda. Usulca yazılmış, ama ruhu titretiyor... Kaleminize sağlık!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim efendim, sizi yeniden görmek çok mutlu etti beni :)

      Sil
  3. insan hiç bir zaman ne yaşayacağını ne olacağını bilmiyor kalem yazdıkça kağıda dökmek gerçekten en güzeli sosyal medya kullanımı artmasıyla teknoloji çağı insanlığı bitirdi bu bir gerçekten akıllı telefonlar bile insanı akılsız duruma getiriyor çaresiz kalsada insan olduğu durum her zaman şükretmeli..

    YanıtlaSil
  4. Hıım! güzel bir analiz, ilgiyle okudum; sanıyorum çok kişi de yapıyor ama zora düştüğümüzde aklımıza geliyor genellikle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Teşekkür ederim :)

      Sil
  5. yine çok iyi yazmışsın. senin şu kalender dergisi kitapçılarda avm lerde filan var mııı :)

    YanıtlaSil
  6. Genel psikolojimizin anlatımı olmuş Özlem kızım. Ama herkesin düşünemeyeceği, düşünse de tüm gerçekleriyle yazacak cesaretinin ve çoğumuzun da tüm bunların farkında bile olmadığı. Aslında kültürümüz bence, özel insanlardaki bu düşünce silsilesinin müsebbibi.. Onca kitap okuyorsun, yabancıların bunların çoğunu aştığını, onların kendi duygu çalkantılarını yavaşlatma becerisine sanki daha çok sahip olduklarını ve genelde durumlarının depresyonla sonlanmadığını anlamışsındır. Hep böyledir ya da hiç böyle değildir denemez zaten. O kadar çok insan çeşidi var ki. Tek suçlu 'ben'dir belki ama bir 'ben'in bozukluğu diğer 'ben'lere de sirayet eder. O zaman 'ben' bir zamanlar masumdu da diyebiliriz.
    Yazında yine kendimi buldum. Ama genç olduğun için çok daha değerli bir sen vardın. Kalemine sağlık yavrum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Ece ablacığım :)

      Sil
  7. Merhabaa :)
    Deeptone sayesinde keşfettim blogunu, yazıları çok beğendim ve hemen takibe aldım ^-^
    Ben de beklerim kendi bloguma :)
    https://gulmekicinagla.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldin dünyama :) Sana da uğrarım mutlaka :)

      Sil
  8. Enkazdan çıkacağımız zamanlarda gelecektir. Güzel yarınlar diliyorum size.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :))) Hepimizeee güzel günler olsun :)

      Sil

Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Copyright © 2017